|
Ruhunun aç olmasına rağmen kahvaltısını yapmış ve karnını doyurmuştu. Kısık ateşte pişirdiği kahvesini evinin penceresinin kenarına oturarak yudumlamaya başladı. Neden sonra üzerini giyinip dışarıya çıktı. Dolaşıyordu, ama ne için veya nereye.? Sanki gölgesiyle yarışır gibiydi. Belki de gölgesinin büyük olmasını istiyordu. Unutmamalıydı ki büyük hayalleri gibi büyük gölgesinin oluşması için gün batımını beklemeliydi. Ama bilemedi büyük gölgeleri elde etmek için beklediği gün batımının, sevgilinin ateş işlemeli eteği olduğunu. Evet. Gitmek istediği yer sevgili idi ve sevgilide ateş demekti. Ateş sevgiden di ve sevgi ateşten. İçindeydi ateş sevgilinin ve sevgilide ateşin. Yok yok... Galiba ateş sevgilidendi ve onu bulmak için ateşten basamaklardan tırmanmak gerekiyordu. Çıplak ayak geçmek gerekiyordu kıpkızıl nehirlerden. Veya ateşe boyanmış her yerden.
Kendisi ile arası açık ve yalnızca kendisine seslenir gibiydi. Aslında bazı şeylerin sonunu da kestiremiyordu. Mesela aşk. Aşk acaba yalnız kalmayı başarabilmek miydi gerçekten? Yada seni seviyorum derken titremek miydi? Sevgiliye giden yollardan, o ateşli nehirlerden yalın ayak geçmek miydi? Ne olursa olsun.. Aşk ezeldir, aşk güzeldir..
1.bölüm sonu
_________________ Bu şiirler sanadır sığmasa da satıra Aşkın bende yaradır gelmesem de hatrına
Abdulsamet KILINÇ
|