Yeni Edebi Yaşam - Özgür Edebiyatın Yeni Buluşma Yeri
Zaman: 12 Ekim 2008, 12:59

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: METİN TENKİDİ USÛLÜNE GÖRE BAZI NEŞİRLERİN İNCELENMESİ
MesajGönderilme zamanı: 08 Şubat 2008, 22:33 
Çevrimdışı
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Ocak 2008, 11:28
Mesajlar: 306
Konum: Kayseri - Kırşehir - Kaman
Rep Puani: 0

Arti Rep puani verEksi Rep puani ver
METİN TENKİDİ USÛLÜNE GÖRE BAZI NEŞİRLERİN İNCELENMESİ
Oğuzhan ŞAHİN
Bu yazı ile on adet bilimsel neşri incelemeyi amaçladık. Künyelerini sırası geldiğinde vereceğimiz bu neşirlerin, tenkitli metin usûlüne ne derece riâyet ettiklerini tespit etmeye çaba gösterdik. Raporumuzda “Eserlerin hangi yöntemlerle yayınlandıkları ve tenkitli metin geleneğine ne derece bağlı oldukları” elden geldiğince irdelenmeye çalışıldı. Tenkitli metin geleneğine uygunluk bahsinde:
• Nüshaların tespit ve tavsifi
• Nüsha şecerelerinin çıkarılması ( Şema yöntemi)
• Aparatların kullanılışı
gibi mevzular ele alınmıştır.
İlk olarak inceleyeceğimiz eser Bâkî Dîvânı’dır. Bu eserin yüzden fazla nüshasının olduğunu, bu kadar fazla nüshası olan bir eserin neşrinin güçlüğünü belirten Sayın Küçük, İstanbul Kütüphanelerindeki 10 yazmanın fotoğrafını aldıklarını, bunların istinsah tarihi bakımından eski ve ihtivâ ettikleri şiirler açısından zengin olmasına dikkat ettiklerini, son olarak ise bu on yazmaya Fırat Üniversitesi Kütüphanesinden 2 nüsha daha dahil ettiklerini söylemektedir. Karşılaştırmada Ergun ve Dvorak nüshalarının da göz önünde tutulduğu belirtilmiştir. Metnin tespiti sonrasında Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi, İstanbul Üniversitesi ve Süleymaniye kütüphanelerindeki yazmaların bir kısmı gözden geçirildiği bazı eksiklerin giderildiği, bu yolla metnin muhteva bakımından diğer baskılara göre daha zengin bir duruma geldiği belirtilmektedir.
Nüshası fazla olan bir yazmanın neşri elbette ki zordur. Bu zorluk sebebiyle olsa gerek ilk etapta, istinsah tarihi ya da yazmaların hacmi bakımından 10 nüsha seçildiğini görmekteyiz. Tenkitli basımlarda istinsah tarihinin eski olması önemlidir. Fakat bu durum araştırmacıyı iki müşküle götürebilir.
1. “Her zaman, istinsah tarihi eski olan yazma müellif hattını en iyi yansıtacaktır” diye bir şart yoktur. Şu örneği inceleyelim.
A


B C

50 YIL

D
150 YIL
50 YIL

E
F

Bu şemaya göre E nüshası tarih olarak F’den daha eski iken, müellif hattı ile arasına D nüshası girmiştir ve F’ye göre hata yapma olasılığı daha fazladır. Bu durumda tarih olarak eski nüsha seçme sakıncalı olacaktır. Ayrıca bazı müstensihlerin te’liften ferağ kaydını koyduktan sonra, kendilerine ait istinsah kaydını koymadıkları da görülmektedir. Böyle bir halde bu nüsha, kopya edildiği zamandan daha eski bir tarihe aitmiş gibi de zannedilebilir.
Diğer bir müşkül ise en hacimli nüshaların en doğru şekilde kabul edilemeyeceğidir. Çünkü müstensihler bilinçli ya da bilinçsiz olarak bazı şiirleri kesebilir yahut ekleyebilirler. Hatta bazı okuyucuların, satırlar üstüne veya yanına düştükleri kısa notların da farklı bir müstensih tarafından esere dahil edilmesi olağan bir durumdur.
Karşılaştırma yapılırken herhangi bir nüshanın esas kabul edilmediği de bu neşirde özellikle belirtilmiştir. Fakat tereddüde düşülünce M, K, S1 gibi eski ve güvenilir nüshaların rivayetlerinin kabul edilmesi ve metin tertibinde ise en zengin nüshalar olan Ü1 ve Ü2’nin esas alınması bizce yukarıdaki cümle ile tezat teşkil etmektedir. Buna ilâveten metin kısmında hangi beytin hangi nüshadan alındığı da beytin sol baş tarafında belirtilmemiştir.
Tenkitli metnin 12 nüsha ile hazırlandığını belirtmiştik. Buna mukabil, eserin yüzden fazla nüshasının olduğu da vurgulanmıştı. Eğer bu kadar nüshası varsa bir yazmanın, diğerleri neden görülmemiş, şayet görülmüşse bunlar hangi kıstaslara göre elenmiştir? En önemlisi, incelenen nüshaların akrabalık durumunu gösteren bir şecereye neden yer verilmemiştir? Yapılacak bir şecere, hem araştırmacının işini daha kolaylaştıracak hem de daha sağlam bir metin neşrine imkan sağlayacaktır. Fakat şemanın da büyük bir dikkat ve titizlik gerektirdiğini unutmamak gerekir.
Karşılaştırılan nüshalarda bulunmayan bazı şiirler ise 8 ayrı nüshadan alınmıştır. Bu durumda tenkitli metnin 20 nüsha ile yapıldığını söyleyebiliriz. Müellif hattında hangi kısmın olup olmayacağını tespit etmek zor bir iş olduğuna göre Sayın Küçük’ün, müellif hattına ulaşmaktan ziyade kusursuz bir metin kurma çabasına düştüğünü söylersek umarım yanılmamış oluruz. Zira nâşir, metnin tespiti sonrasında, Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi, İstanbul Üniversitesi ve Süleymaniye kütüphanelerindeki yazmaların bir kısmının gözden geçirdiklerini, bazı eksikleri giderdiklerini, bu yolla metnin muhteva bakımından diğer baskılara göre daha zengin bir duruma geldiğini belirtmektedir. Ortada bir nüsha şeceresi olmadığına göre eser, neye göre neşredilmiştir anlaşılmamaktadır. Tenkitli bir metinle, mukabeleye dahil edilmeyen nüshaları karşılaştırmanın sebebi ise anlaşılamamıştır. Aşağıdaki şemadan ne çıkacağı ise merak konusudur.
Müellif hattı




Tenkitli metin İsimleri ve sayıları açıklanmayan nüshalar

Tenkitli metin yapılırken, rivayetler çok farklı ve fazla ise en önemlileri aparata alınır, diğerleri metnin sonuna ilave edilir. Lakin bu neşirde tüm farklılıkların gösterilmesi yoluna gidilmiştir. Üstelik Sadedin Nüzhet Ergun’un yapmış olduğu yayın da nüsha farkları tam olarak verilmediği için Sabahattin Küçük tarafından eleştirilmiştir.
Sabahattin Küçük, elde ettiği nüshaların tavsiflerini ve kullandığı transkripsiyon işaretlerini vermiştir.
İkinci olarak ise Abdülahad Nûri Dîvânı ele alınmıştır. Nâşir, eserin 17 yazmasını tespit etmiş ve bunların tavsiflerini vermiştir. Bunlardan üç nüshanın çeşitli vesilelerle görülemediği izah edilmektedir. Geriye on dört nüsha kalmaktadır. Sayın Akkaya, bu nüsha grubunun içinden en hacimlisi olan M’yi incelediğini ve bunun transkripsiyonunu yaparak Abdülahad Nûri’nin şiirlerini tespit ettiğini belirtmektedir. Akabinde diğer nüshaların M’ye göre değerlendirildiği söylenilmektedir. İlk belirlenen M nüshasının, diğer 13 kopya ile kıyası neticesi DE, HM1, HM2, Ü3 nüshaları da elenmiştir.
Bu neşirde dikkat çekici en büyük özellik M nüshasının diğerlerine göre üstünlüğüdür. İçerisinde diğerlerine göre fazla şiir barındırması, harekeli ve okunaklı olması M’nin seçiminde etkileyici olmuş gibi gözükmektedir. Sayın Akkaya, M nüshasına göre yukarıda ismi anılan dört nüshayı elemiş ve şecereye almamıştır. Bu durumda diyebiliriz ki M, ya müellif hattı görevini üstlenmiştir ya da müellif hattından çoğaltılan arşetip bir nüsha hükmündedir. İstinsah tarihi bakımından müellif hattına en yakın nüsha HH’dir. Daha sonra T ve Ü1 istinsah tarihi bakımından diğerlerinden öncedir. Eğer bir eleme yapılacaktıysa bu elemenin en azından arşetip nüsha özelliği gösterebileceklere göre yapılması uygun olabilirdi. Halbuki nâşirin, keyfî bir nüshayı esas aldığı ve müellif hattından ziyade onu neşretme uğraştığı zannedilmektedir.
Eğer ki HH nüshası müellifin ölümünden hemen dört yıl sonra istinsah edildiyse müellif hattına en yakın nüshalardan biri kabul edilebilir. Yani müellif hattından kopya edilme olasılığı yüksektir. Bu sebeple şecereye kolbaşı olarak tayin edilebilir. Aralarında en az 130 yıl olan OE, OE1, İ ise HH’den gelmiş olabilir. Söylediklerimizi basit bir şemayla izah edelim.
Müellif hattı


HH


OE OE1 İ
Şecerede yer alan X1, X2, X3, X4 gibi dört adet kolbaşı neyi ifâde etmektedir? Yoksa M’ye göre elenen dört nüshayı mı simgelemektedirler? Şecere yapılırken bu dört nüshanın görevleri açıklansa akla farklı şeyler gelmezdi.
Belirtilmesi gereken önemli bir nokta da şudur. Şemada yer alan nüshaların ortak ittifakları ile – yanlışa gitme olasılığını da göz önüne almak kaydıyla- bağlı oldukları kolbaşı ya da altkolbaşı yeniden kurulabilir. Eğer herhangi iki nüsha, diğerlerinin hatalarını aynen tekrarlıyorsa, buna ilave olarak kendi içlerinde de ortak hatalara düşüyorlarsa, her ikisi de bağlı oldukları bir üst nüshadan çoğaltılmıştır. Bu durumda bağlı olunan nüshanın metni yeniden kurulabilir. O halde denebilir ki M, K, DT nüshalarından X1’i oluşturmak mümkündür.
X1



M K DT

Aynı yöntemle X3 de yeniden inşa edilecek ve kalan nüshalarla karşılaştırma sonucunda eser neşredilecektir.
Üçüncü olarak Gelibolulu Mustafa Âli ve Divânı (Vâridâtü’l- Enîkâ) incelenmiştir. Eser 5 nüshanın karşılaştırılmasıyla oluşturulmuştur. Sonrasında ortaya çıkan metin, birinci divanın esas nüshası olan Millet Kütüphanesi nüshasıyla kıyaslanmıştır. İki divan arasındaki ortak manzumeler, şâirden mi yoksa müstensihten mi kaynaklandığı bilinmediğinden ikinci divana da alınmıştır. Divandaki şiirlerin tertibinde Ü1 esas alınmıştır. Bu nüsha hacimce en büyüktür, istinsah tarihi bakımından eskidir, sayfa eksikleri olmayan tek nüshadır. Nüshaların tanıtılması kısmında beş nüshanın tavsifi verilmiştir. Yalnız bu nüshaların birbiriyle ilişkilerini gösterecek bir şemaya yer verilmemiştir.
Dördüncü olarak Hamdullah Hamdî Divanı ele alınmıştır. Eserin biri eksik olmak üzere iki nüshası vardır. Bunlardan biri, müstensih tarafından zikredildiğine göre, müellif hattından kopya edilmiştir, eldeki eksiksiz tek nüshadır. Diğer nüsha ise söylenen bu nüshadan neşredilmiş gibidir. Bunlara ilave olarak Hamdî’nin yedi gazelini barındıran bir mecmua da tenkitli neşre katılmıştır. Divanda olmayan şiirler kafiyelerinin son harflerine göre metne eklenmiştir. Nüshalar hakkında genişçe bilgiler verilmiştir.
Nüsha sayısının azlığından kaynaklansa gerek bu neşirde de nüsha şeceresi yoktur. Ayrıca aparat kısmında nüsha farkları haricinde, bazı Arapça ibârelerin kaynakları ve anlamları verilmiştir.
Beşinci inceleyeceğimiz neşir ise Neşâtî Dîvânı’dır. Eser 20 nüshanın ve 14 mecmuanın kıyasıyla oluşturulmuştur. Metin teşkilinde İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinin T.y. 545 nüshasının esas alındığını görmekteyiz. Bu elbetteki doğru bir hareket sayılamaz. Bu nüshanın esas kabul edilmesinin sebebi diğer nüshalar arasında en hacimli nüsha olmasındandır. Hacimli nüsha seçmenin sakıncalarını yukarıda izah etmeye çalışmıştık. Ayrıca tanıtılan 20 nüshadan 12’sinin metinde hangi harflerle gösterildiği belirtilmemiştir.
Sayın Kaplan’ın neşrinde, nüshaların tavsifleri de yoktur. Sadece nüshaların ihtiva ettikleri şiirler söylenmiştir.
Nüsha ilişkilerini gösterir bir şecere de Sayın Kaplan’ın neşrindeki yoklar arasındadır. Aparatlarda bazı nüshaların başlıksız oldukları söylenmiştir. Müellifin eserine başlık koymadığı düşünülürse, bu yazmalar yapılacak şecerede önemli bir yere sahip olabilirlerdi.
Altıncı sıraya Hayretî Dîvânı’nı aldık. Bu dîvân 7 nüshanın kıyası ile meydana getirilmiştir. Yalnız eserin sadece yurtiçindeki nüshalarına ulaşılmış, maddi imkansızlıklar neticesi yurtdışındakiler elde edilememiştir. Nüshalar arasında Cevrî tarafından çoğaltılan kıymetli bir nüshanın da olduğunu görüyoruz. Nüshaların tavsiflerinin verilirken, nüsha akrabalıklarını gösterir bir şecere bu neşirde de ihmal edilmiştir.
Yedinci olarak ise Kadı Burhaneddin Divanı’nı inceledik. Eser tek nüshadan ibarettir. Şâir hayatta iken yazıldığı zannedilmektedir. Yine de eksik kısımları vardır. Özellikle tek nüsha olması bazı kısımların okunmasında güçlükler doğurmuştur.
Muharrem Ergin, metni kurarken fazla transkripsiyon işareti kullanmamıştır. Transkripsiyon işretlerini belli başlı harflerde kullandığını belirtmektedir. Tek nüsha olması nedeniyle nüsha şeceresine ve farkların gösterildiği aparata gerek kalmamıştır.
Ele alacağımız bir metin neşri de “Şeyhî’nin Harnâme” sidir. Dört nüshası vardır, bunların kısaca tavsifleri verilmiştir. E olarak adlandırılan nüshanın son zamanlarda yazıldığı tahmin edilmektedir. Kalan nüshaların ikisinde başlık varken diğer ikisinde yoktur. Sayın Timurtaş, metni hazırlarken eldeki yazmalardan Ü nüshasını esas olarak kabul ettiğini belirtmektedir. Eserde nüshaları gösteren şema yöntemi uygulanmamıştır. Nüsha farklarının ise sayfa altı yerine, metnin sonuna konulması okuyucu için oldukça yorucu olacaktır. Metinde transkripsiyon işaretleri kullanılmıştır.
Dokuzuncu olarak Mustafa Bin Osman Keskin’in Manzûme-i Keskin adlı eseri incelenecektir. Eserin 5 nüshası vardır. Bu nüshaların tavsifleri verilmiştir. Daha sonra tenkitli metnin hazırlanmasında son derece önemli olan nüshalar arasındaki akrabalıkları gösteren şecerenin ne şekilde yapıldığı açıklanmaktadır. Şecere yapılırken istinsah tarihleri göz önüne alınmış, buna karşın nüshaların ayrılıkları ve ortaklıkları gibi durumlar da göz ardı edilmemiştir. Metnin hazırlanmasında hiçbir nüshanın esas alınmadığı görülmektedir. Metin kısmında nüshaların arasındaki geçişler beyitlerin sol baş taraflarında gösterilmiştir. Aparat kısmında veznin ve kafiyenin aksadığı kısımlar da belirtilmiştir.
Son olarak ise Fuzûlî’nin Hadikatü’s- Sü’eda adlı mensur eserini değerlendireceğiz. Tahmin edilebileceği gibi eserin birçok yazması vardır. Hatta gerek yurtiçi, gerekse yurtdışında toplam 229 civarında yazması tespit edilmiştir. Bunlardan yurtiçindeki yazmalardan 86 nüsha incelenmiş daha sonra önemi dolayısıyla H. 954 tarihli bir yazma ile Kahire’den getirtilen bir nüsha daha çalışmaya dahil edilmiştir. Şecere için ise bu yazmaların genel özellikleri tespit edilmiş ve metnin muhtelif kısımlarından 12 sahife karşılaştırılmıştır. Fakat H. 954 tarihli nüsha, diğerlerinden farklı özellikler taşımaktadır, şu durumda bunun şâir tarafından yeniden kaleme alındığı düşünülebilir. Bu nüshanın karşılaştırma yapılan nüshalara katılmadığını görüyoruz.
Eserin çok fazla istinsah edilmiş olması sebebiyle nüshaların akrabalığını tespit etmek oldukça güçleşmiştir. Çeşitli farklar dolayısıyla bir gruba dahil edilen bir nüsha, yeni farklarla değişik bir aileye aitmiş izlenimi verebilmektedir. Bu durum doğru bir şecerenin yapılmasını zorlaştırmıştır. Bundan dolayı Sayın Güngör tarafından müellif hattından geldiği düşünülen iki grup belirlenmiştir. Bu gruplardan kayıp q nüshasını temsil etmek üzere bir alt kolu olan T; kayıp z’yi temsilen ise K, S seçilmiştir. Diğer bir kol x’dir. Bu koldan Ü ve matbu olan (B) gelmiştir. Metin teşkilinde bu 5 nüshanın yanı sıra kontrol için q kolundan geldiği tasavvur edilen E ve S2’nin de kullanıldığını görmekteyiz.
Fakat Sayın Güngör, H. 972 tarihli T’yi metin teşkilinde esas aldığını belirtmek suretiyle, çalışmasının değerini azaltmaktadır.
Nüshaların tavsifleri uzun uzun anlatılmıştır.


_________________
Paylaştıkça
Resim


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder E-posta  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
who's online
eXTReMe Tracker
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye
phpBB SEOYoutube
Gizlilik Bildirimi