Yeni Edebi Yaşam - Özgür Edebiyatın Yeni Buluşma Yeri
Zaman: 08 Ekim 2008, 00:12

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: LATİFE TEKİN’İN “SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM” ROMANINDA FANTASTİK
MesajGönderilme zamanı: 08 Şubat 2008, 22:30 
Çevrimdışı
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Ocak 2008, 11:28
Mesajlar: 306
Konum: Kayseri - Kırşehir - Kaman
Rep Puani: 0

Arti Rep puani verEksi Rep puani ver
LATİFE TEKİN’İN “SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM” ROMANINDA FANTASTİK ÖGELERİN KULLANILIŞI

Özgür ERTUĞRUL


Biz bu çalışmamızda Latife Tekin’in 1983 yılında yayınlanan “Sevgili Arsız Ölüm” romanındaki fantastik ögenin nasıl kullanıldığına cevap arayacağız. Bu bağlamda “fantastik öge”nin ne olduğu açıklanacak ve Sevgili Arsız Ölüm’de kullanılan fantastik ögeler değerlendirilecektir. Latife Tekin’in romanında bulunan fantastik ögenin Latin Amerika edebiyatı kaynaklı olduğu ve halk edebiyatı malzemesi olarak kullanıldığı iddialarına karşı bir eleştiri olarak fantastik ögenin postmodern romanın çerçevesi içinde bulunduğu açıklanacaktır. Romandan alıntı olarak alınan bir parça ile de romanda kullanan fantastik öge örneklenecektir.

* * * * * * * * * * * *
Son yıllarda çıkan pek çok romanda, çoğulculuk anlayışının gereği olarak yerel unsurlardan, masal ve destan ögelerinden yararlanılmaktadır. Gabriel Garcia Marquez, Julio Cortazar, Austrias ve daha pek çok romancı eserlerinde bu unsurlardan yararlanmıştır. Yerelliğe de işaret eden masalımsı ve destanımsı olan (fantastik) ögeler bu romanlarda bir renk olarak kullanıldığı gibi, yer yer temel bir unsur olarak da kullanılmaktadır ve öne çıkmaktadır. Bu unsurlar için biz de bütün dünya literatüründe kullanılan terimi tercih ettik: fantastik(Fantastique)
Peki nedir fantastik? Romanlarda nasıl kullanılır? Bu kullanımın halk edebiyatı ürünlerindeki kullanımlardan farkı nedir? Fantastik öge neleri içerir? İşte konunun anlaşılması için öncelikle bu soruları cevaplamak gerekmektedir?
Fantastik ile ilgili olarak ülkemizde yayınlanmış en önemli makâlelerden biri olan Berna Moran’ın “Türk Romanında Fantastiğin Serüveni” adlı makâlede fantastik öge ile ilgili şu tespitler yapılmıştır: “Todorov fantastiği onunla yakın bağları olan iki komşu anlatı türünün arasına yerleştirir. Fantastiğin bir yanında, tılsımları, büyüleri; cinli, perili doğaüstü yaratıkları, kendi bildik dünyamızın dışında, ontolojik bakımdan ayrı bir dünyayı sergileyen anlatılar vardır. Bu türe Todorov’u izleyerek ‘olağandışı’ diyelim. Fantastiğin öbür yanında, Todorov’un “l’étrenge” dediği ‘garip’ türü yer alır. Bu tür anlatılarda olayları açıklamak için doğaüstüne başvurulmaz, bize ‘garip’ gelen ve doğaüstü gibi görünen olayların gerçekte öyle olmadığı ve doğa yasalarıyla açıklanabileceği anlaşılır.
‘Olağandışı’ ile ‘garip’ arasına ‘fantastik’i koyar, Todorov. Fantastik anlatının kahramanı da okuru da sahnelenen fantastik olayların doğaüstüyle mi, yoksa doğa yasalarıyla mı açıklanabileceğini kestiremez bir türlü ve sonuna kadar kararsızlık içinde kalır. Fantastiğin özelliği de işte bu kararsızlık hâlidir.”
Berna Moran, Todorov’un tanımlamasının, yeterince kapsayıcı olmadığı ve Türk edebiyatı içinde bu kararsızlık halini sergileyen fantastiğe rastlanmadığını söyler- ki bu çok da doğru değildir- , ayrıca bu türün son yıllarda yazılan bazı romanların da bu tanımlamanın çerçevesi dışında kaldığının söylemektedir. Bu nedenle de fantastik kelimesini alternatif dünyayı işin içine katan eserlerin tümüne verilen ad olarak kullanır.
Bize göre Moran bu genelleyici tanımı ile Todorov’un çok dar tanımından daha da muğlak bir durumu ortaya koyar. Çünkü fantastiği kendi tanımladığı durumlar için ayırarak kullansa idi bu daha belirleyici ve mantıklı olurdu. İşte biz fantastiği üç ayrı perspektifte düşünmek gerektiğini söyleyerek bu çok genel ve özel tanımları - araştırmamız için- reddediyoruz. Bu üçlü tasnif sayesinde hem bütün fantastik ögeler kapsanmış olacak, hem de türler içinde fantastiğin özel şekillenişleri göz önüne serilmiş olacaktır. Bu tasnif şu şekilde yapılmıştır:
1. Olağan Fantastik
2. Olağanüstü Fantastik
3. Çoğulculuk Anlayışına Bağlı Olarak Şekillenen Fantastik

1. Olağan Fantastik:
Bu tür fantastik ‘olağan’dır , çünkü hangi masalımsı anlatıda kullanılırsa kullanılsın okuyucu ya da dinleyici tarafından ‘olağandışı’ gibi görünen ögeler acayip olarak algılanmaz. Biz buna genellikle masal, destan ..vb. anlatılarda rastlarız. Bu tür anlatılarda cinler, periler, devler, ..vb pek çok motif doğaüstü alternatif bir dünya yaratmasına rağmen asla yadırganmazlar. Birkaç kez masal dinleyen bir çocuk bile masalda geçen devi ilgiyle dinlese de, bu masalda bu devin ne işi var ? demez. Yani bu tür anlatılarda bulunan fantastik ögeler (bazılarına göre bu fantastik değildir.) içselleştirilmiş, kabullenilmiş unsurlar olduğundan biz bunlara ‘olağan fantastik ’ demeyi uygun bulduk. Bir örnek vermek gerekirse “Basat’ın Tepegözü Öldürmesi”nde adı geçen Tepegöz adlı dev yaratık olağan bir fantastiktir, çünkü biz onu ilginç bulsak da onun varlığını ve neden böyle bir canlının kullanıldığı üzerinde fazlaca durmayız. Fantastiktir, çünkü alternatif bir âlemdendir; olağandır, çünkü yargılanmaz ve yadırganmaz.
2. Olağanüstü Fantastik.
Bu tür fantastik ögelere masal, destan, masalımsı hikâye gibi anlatılarda rastlanmaz. Zira bu tür fantastik ögeler içinde kullanıldıkları anlatının önemli bir unsuru olmasına rağmen yargılanırlar. Anlatıcılar (yazarlar) bu ögeleri okuyucuyu şaşırtmak, ilgisini çekmek, irkiltmek ... için kasıtlı olarak kullanır ve çoğunlukla okuyucudan bu fantastik ögenin yargılanması beklenir, hatta yargılama anlatının içinde yapılır.
Biz bunun dünya edebiyatlarında bir tür haline geldiğini görüyoruz. ‘ Fantastik roman’ kurt adam, peri, hortlak, cin, koca ayak gibi olağan dışı varlıkların hikayelerinin anlatıldığı bir türdür. Bir masal içinde yadırganmayan varlıklar, bu anlatılarda yadırganır. Bu unsurlar yukarıda sayılan adlar altında fazla yargılanmasa da heyecan yaratır. Ancak Hüseyin Rahmi ve Peyami Safa romanlarında kullanılan fantastik ögelerin, gerçekliği heyecandan ziyade şüphe yaratır. Onların varlığını yargılamamızı sağlar. Hüseyin Rahmi’nin, Gulyabani, Mezarından Kalkan Şehit adlı romanlarında bu unsurlardan yararlanılmış ve romanın sonunda bunlar yadsınmış ve bütün olayların determinist bilim tarafından açıklanabileceği vurgulanmıştır. Hüseyin Rahmi’nin gösterdiği bu pozitivist ve natüralist tavrın zıddını Peyami Safa’da görürüz. Yalnızız ve Matmazel Noraliya’nın Koltuğu adlı eserlerinde yine aynı şüphe yaratılır. Bu parapsikolojik ve metapsişik durumların doğallığı ve açıklanmazlığı belirtilir. Aslında Todorov’un da kararsızlık hali dediği fantastik de işte budur. Berna Moran, kararsızlık halinin, olağanüstü hal ve batıl inanışlara, yazar tarafından olumlu ya da olumsuz tavır alınması yüzünden sona erdiğini söyler ,fakat kararsızlık hali bu romanların çoğunda çözülmez ve ucu açık bırakılır, öyle olmasa dahi romanın sonuna kadar süren bu kararsızlığı ifade eden şüpheci ve yargılayıcı bir fantastik durumun varlığı açıktır, çünkü okuyucu romanın kendi unsurlarına yabancı olan bu bir nevi egzotik ögeyi yadsır ve ona şüpheyle bakar. Onunla ilgili masaldaki doğal olan bakış açısını terk eder ve bu durumda bir kararsızlık yaşanır. Bir devi masalda doğal bulurken burada onun gerçekliği yargılanır, yani fantastik öge okuyucu tarafından doğal bulunmaz. İşte söylenen nedenlerden dolayı, bu fantastiğe olağanüstü fantastik diyoruz.
3. Çoğulculuk Anlayışına Bağlı Olarak Ortaya Çıkan Fantastik
Çoğulculuk anlayışına değinmeden önce bu anlayışın nasıl ortaya çıktığını açıklamalıyız. Klâsik romanlarda üç birlik kuralına, düz mantığa, determinizme ve akılcılığa genellikle büyük önem verilmekte idi. Klâsik roman anlayışı günümüzde de devam etmesine rağmen bu roman günümüzde yerini büyük ölçüde modern ve postmodern romana bırakmıştır. Bu romanlar, özellikle natüralist ve realist romanlar, akılcı (rasyonalizm) felsefe ile şekillenip bize tek bir anlayışı ve reddedilemezmiş gibi gösterilen bir dünya düzenini dayatmaya başlamıştır. Bu anlayış ve dünya düzeni daha sonra modernizm olarak adlandırılmıştır.
Akılcılığa dayalı ve insanın kurulu bir düzenin basit bir parçası, bir hiç haline geldiği bu modernist anlayışa ilk eleştiri modern romandan gelmiştir. Modern romanlarda bize dayatılan bu dünya gerçeğinin absürdlüğü ve groteskliği vurgulanmış ve bu vurgulama çoğunlukla yer yer fantastik sayılabilecek ögelerle yapılmıştır. Fakat asıl isyan postmodernist anlayış ile ortaya çıkmıştır. Postmodernist düşünce modernitenin bize dayattığı dünya anlayışını ve dünyaya bakışımızı da büyük oranda değiştirmiştir.
Klâsik ve bazı modern romanlarda küçümsenen fantastik ögeler postmodern romanlar tarafından bolca kullanılır hale gelmiştir, çünkü klâsik romanlarda akıldışı varlıklara yer verilmesi basitlik olarak görülmekte idi. Bu tür olağanüstülükleri içeren anlatılar “kocakarı masalı, masal…” ve benzeri adlandırmalarla küçümsenmiş, tek bir roman anlayışı dayatılmış, mimetik estetiğe bağlı ve Aristo mantığını aşamayan roman doğru kabul edilmiştir. Kısacası bu romanlarda fantastik ögelere yer yoktur, fakat postmodernist roman fantastiği, dini, alt kültür ve dilleri, kurgunun kendisini…vb. ögeleri öne çıkarmış ve bunları romanın içine taşımıştır. Yani postmodernist romanlar için bir tek doğru değil, pek çok doğru vardır. İşte bu metin ve görüş çeşitliliğine çoğulculuk adı verilir. Bu tür romanlarda kullanılan her öge sadece bir görevi olan unsurdur ,çok belirgin bir eleştiri ve taraflılık yoktur. Fantastik ögeler ise olağan birer unsur olarak kullanılır ve bu ögeler alternatif bir dünyaya yahut alt kimliklere vurgu yapmakta kullanılırlar. Bu metinlerde kutsal kitap üslubu, kitabe dili, çocuk şarkıları, masal üslûbu hep bir arada yürür. Bu unsurlar vasıtasıyla hem modern dünyanın hem modern romanın tek boyutlu ve dar anlayışı kırılır. Postmodernist anlatılarda bulunan ve çoğulculuğa bağlı olarak şekillenen fantastik de işte budur.

Böylece ‘fantastik öge’ kavramının değişik tür ve anlayışlara göre nasıl şekillendiğini anlatmış olduk. Elbette bu sınıflama da pek çok yönden açıklanmaya muhtaçtır, çünkü bu sınıflamanın özellikle ikinci basamağı ve postmodernite kavramına bağlı olarak gelişen fantastik bu makâlenin sınırlarını aşacak biçimde ayrıntılıdır.
Peki Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm adlı romanında bulunan fantastik ögenin kaynağı nedir? Bu kaynak günümüze gelene kadar nasıl anlaşılmış ve değerlendirilmiştir.
Latife Tekin’in 1983 yılında yayınlanan bu romanı farklı üslup ve içeriği ile ilgiyi hemen üzerinde toplamış ve yoğun bir şekilde eleştirilmiştir. Bu ilgi ve eleştirilerin başlıca nedenleri; romanın bir köyde geçmesi, ama bu köyün daha önceki köy edebiyatı ürünlerindeki gibi ele alınmaması; üslubu ve “fantastik öge”nin farklı kullanımı olmuştur. Aslına bakılırsa üçüncü neden ilk iki nedeni de kapsar. Zira Alacüvek Köyü’nün anlatıldığı bu romanda, olağanüstülükler batıl inanışların yoğun biçimde kullanılmasıyla verilmiştir. Bu romandaki olaylar köy ortamında ve baş döndürücü bir masal üslubuyla anlatılmıştır. Bu romanda köy bir mekân olarak dikkat çekici olsa da ve üslubun olayların hızla akışına bağlı olarak ortaya çıkan durumu dikkat çekici ise de asıl dikkati çeken fantastik ögelerdir. Romanın başında daha yoğun olan fantastik ögeler romanın sonuna doğru azalmakla beraber batıl inanışlara bağlı olarak devam ederler. Bu azalmanın sebebi bu fantastik ögeyi büyük ölçüde besleyen köyden İstanbul’a yapılan göçtür.
Romanda bulunan bu fantastik ögeyi ve baş döndürücü üslubu anlaşılır kılacağına inandığımız bir bölüm verelim. Bu kısa bölümde Huvat Aktaş’ın Alacüvek Köyü’ne getirdiği sarı bir kadından (Atiye) bahsedildiğini görürüz. Bu kısa sayılabilecek bölümde kadının gelişi, ilk çocuğunu dünyaya getirişi ve ardından gelişen bir takım olaylar oldukça akıcı bir özetleme tekniğiyle, fakat fantastik ayrıntıları öne çıkaran bir şekilde anlatılmaktadır:
“(…)Bu defa yüzü alev alev yanan, kıçı başı açık, süt gibi beyaz bir kadın vardı yanında.
Zavallı kadın, günlerce orasını burasını elleyen, yüzündeki kırmızılığın boya olup olmadığını anlamak için yaşmaklarının ucunu tükürükleyip yüzüne çalan, saçını eteğini çekiştiren bir dolu kadın ve çocuğun arasında iğne ipliğe döndü. Ve sonunda bir gün küt! diye düşüp bayıldı. Böylece üç koyunun art arda şişip şişip ölmelerinin nedeni açığa çıktı. Çifte sarılı yumurtlayan tavuğun yumurtayı kesmesi, Huvat’ın anasının tahtalıdan düşmesi, hepsinin başı bu cinli ve uğursuz kadındı. Önce boğup bir yana bırakmayı düşündüler. Ama cininden çekindiler. Aynı gün yatağını yorganını toplayıp dışarı attılar. Yine aynı gün ne konuştular, ne düşündülerse kadını ahıra kapattılar. Kadın ahırda yattığı ilk gece uykusunda kendini demir bir beşiğin başında gördü. Beşiğin içine eğilip eğilip uyuyan bir bebeği öpüyor, sonra demir bir kapıdan dışarı çıkıyordu. O günden sonra gözünü ne zaman yumsa bu rüyayı gördü. Ve giderek öyle hale geldi ki aynı rüyayı görmeye başladı. Bu durumu, bembeyaz uzun tüylü bir keçinin konuşarak üstüne saldırdığı güne kadar sürdü. Avazı çıktığı kadar bağırmasına rağmen keçi gerilemiyor, ağzında anlaşılmaz sözcükler geveleyerek öne doğru atılıyordu. İşte tam bu sırada yukarıdan bir top ışık düştü. Işığın düşmesi ile keçinin tüyleri kapkara kesildi. Arka arka gerileyip gözden kayboldu. O günden sonra Hızır Aleyhisselam onu ahırda hiç yalnız bırakmadı. Kimi zaman bembeyaz sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar, kimi zaman bir top ışık, kimi zaman da bir sesti. Kadının ahıra atılışının üstünden dokuz aya yakın bir zaman geçmişti. Bir akşam, belinden girip kuyruk sokumuna saplanan sancılarla yerde debelenmeye başladı. Dana gibi böğürüyor, gözlerinden sicim sicim yaş akıtıyordu. Sancılar öyle dayanılmazdı ki, çok geçmeden kemikleri çatırdayarak ayrıldı. Ayaklarının dibine, samanların üstüne lamba şişesi kadar bir kız düştü. Hızır Aleyhisselam o anda bebeğin yardımına koştu. Bu kez yerine Akkadın’ı göndermişti. Akkadın yıllardır kışın tandır başında yazın tahtalıda, <<Hu Allah>> çekerek ereceği günü bekliyordu. Elinde bir kâse süt ve fenerle ahırın kapısından içeri girdi. Çocuğu yerden kaldırdı. Göbeğini kesti. Kaya tuzuyla tuzladı. Yanaklarına iki parmak kan çaldı. ‘Yanakların kan gibi kırmızı, yüzün güleç, talihin açık olsun’ deyip çıkıp gitti. O günden sonra Akkadın’ı dünya gözüyle gören olmadı.
Kadının ahırda doğurmasından sonra, düşüp düşüp bayılmasının karnındaki yükten ileri geldiğini, sandıkları gibi cinden minden olmadığını anladılar. Bebeği ve anasını üst kata, tandır odasına çıkardılar. Kırmızı bir bez getirip lohusanın başına doladılar. Başucuna makas astılar. Aynı gün görülmedik bir törenle kızın adını koydular. Kocaman kara kazanda su kaynatıldı. Gelenler –köyün tüm kadın ve çocukları gelmişti- beraberlerinde getirdikleri çeşit çeşit kuru çiçekten ve bitki kökünü kaynar suya attılar. Sakatlar, taze gelinken kocası ölenler, döl tutmayanlar, çiçekleri suya atar atmaz gittiler.kalanlar tas tas suyu bitirdikten sonra, sırayla tek tek bebeğin ağzına tükürdüler. Tüküren kulağına eğilip, << Bana çekesin e mi!>> diye dilekte bulunuyordu”
Yukarıdaki alıntıda görüldüğü gibi metinde batıl inanışlar, yerel adetler, gelenek ve görenekler bir arada verilmektedir. İşte bizim çoğulculukla kastettiğimiz de budur. Bu çoğulculuk metin içinde dinî, teknolojik, ideolojik ve tarikat ile ilgili olarak çeşitlenmektedir. Bu kısa alıntıda da görüldüğü gibi anlatı bir masal gibi ard arda sıralanan olaylarla fantastikliğini pekiştirmektedir. Bu alıntıda fantastik ögelere tam anlamıyla rastlamasak da roman boyunca cinler ,periler, türlü türlü batıl inanışları peş peşe sıralandığı görülür. Halit’i cin tutar, Huvat’ın cinlere hükmettiğine inanılır, Cinci Mehmet’i dağlarda cinler boğar, Dirmit’in davranışlarından cinlerle ilişkili olduğu çıkarılır, Bayraktar da cine çarpılır, Bayraktar’ın peri kızından bir oğlu bir kızı olur, muskalar yazılır, muskalar bozulur, fallar bakılır, ….
Durali Yılmaz ve daha pek çok yazar ve eleştirmen bu romandaki fantastik ögelerin Latin Amerika kaynaklı olduğunu ileri sürmüştür. Durali Yılmaz şöyle diyor: “Ne zaman ki 12 Eylül’le anarşi bitti, slogan edebiyatı arka plâna atıldı; edebiyat çevrelerinde gözler tekrar dışarıya çevrildi. Bu kez keşfedilen, 1968’den bu yana ara ara tercüme edilmekte olan Latin Amerika romanıydı. Austrias’la başlamış olan tercüme kervanına Marquez ve daha başka Latin Amerika yazarlarının eserleri de katıldı. Yarı efsanevî bir ayrıntıya dayalı bu roman akımı ilk meyvesini Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm’ü ile verdi” Durali Yılmaz’ın tespitleri büyük oranda doğru olmakla beraber biraz eksiktir, çünkü edebiyatımızda 1970’li yıllardan sonra Latin Amerika romanlarının etkisi bulunmakla beraber bu romanların oluşmasında ve Sevgili Arsız Ölüm gibi fantastik ögeleri içeren Türk romanların oluşumundaki ortak payda gözden kaçırılmıştır. Bu ortak payda, daha önce de vurguladığımız gibi postmodern anlayıştır. Bu anlayış sadece Latife Tekin’de değil Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Nazlı Eray, Hasan Ali Toptaş, Pınar Kür gibi pek çok romancı da giderek kuvvetlenerek günümüze kadar devam etmiştir. Bu yazarların romanları da bu anlayış çerçevesinde anlaşılmadığı sürece açıklanmış olamaz. Sevgili Arsız Ölüm’de Latin Amerika romanı etkisini fazlaca abartmak edebiyatımızın gelişme çizgisini yeterince takip etmediğimizi gösterir.
Sevgili Arsız Ölüm romanındaki fantastik ögenin kaynağı konusunda çok taraftar bulan bir diğer iddia da halk edebiyatı etkisinin yoğun olduğu iddiasıdır. Bu iddia da kaynak olma noktasında doğru ise de bu kaynaktan yararlanmaya “etkilenme” denilmesi bize göre yanlıştır. Postmodern romana kadar ihmal edilen ve küçümsenen halk kültüründen ve yerel unsurlardan bu romanda büyük ölçüde yararlanılmıştır. Buna diyecek yok, ancak bu yararlanma bu kaynağı yüceltmek isteyenlerce biraz abartılmıştır. Bu kaynakların bir renk ve unsur olarak kullanılmadığı ve tek kaynağın bunlar olmadığı açıktır. Zira roman boyunca (çoğulculuğa uygun olarak) tarikatlarla ilgili dinî ögelerden, batıl inanışlara, yeni tanışılan teknolojik aletlere halkın bakışına, insan oğlunun dünyadaki ölüme mahkum durumuna pek çok farklılık arz eden konuya değinilmiştir. Romanın kahramanlarının birer köylü olması ve daha sonra göçtükleri büyük şehirde yaşadığı sıkıntılarla da ‘göç’ romanın merkezinde yerini almıştır. Bu göç konusu açıkça bir sosyal olgu olarak tartışılmasa da tek mekân ve kaynağın halk kültürü olmadığına işaret etmesiyle önemlidir. Bu bölümlerde ‘göç’ kültürüyle şekillenen hetorejen (karmaşık ve çoğul) bir kültüre rastlarız. Romanın sadece bu bağlamda anlaşılmaması gerektiği açıktır.
SONUÇ:
Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm adlı romanı modern- postmodern romanın bir parçası durumundadır ve içerdiği fantastik ögeler de olağanüstü fantastik ( Berna Moran’ın deyimiyle belirsiz fantastik) değildir. Postmodernizmin çoğulculuk anlayışına bağlı olan bir seçmeye dayanır. Bu romanda Latife Tekin, fantastik ögeyi romanın temel ögelerinden biri olarak kullanmıştır. Bunu da çoğulculuk anlayışına bağlı olarak yapmıştır. Ayrıca bu fantastik öge ne sadece Latin Amerika romanına ne de halk kültürü kaynağına bağlanabilir. Bugüne kadar eleştirmenlerin pek çoğu romanını tam olarak anlayamamıştır. Bu konuda Berna Moran, Gürsel Aytaç ve Yıldız Ecevit önemli belirlemeleri ile diğer yazar ve eleştirmenlerden ayrılır.
Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanı postmodern roman tekniklerine ve postmodern dünya anlayışına göre algılanmadığı sürece yanlış anlaşılacak ve boşuna yargılanacaktır. Elbette her metin farklı okumalara farklı cevaplar verir, fakat her romanın temelinde yer alan anlayış gözden kaçırıldığı zaman romanın asıl anlaşılması gereken yanı açıkta kalacaktır.

KAYNAKLAR:
1. Yıldız ECEVİT, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim yay. , İstanbul 2001
2. Dursun ÇİÇEK, Postmodernizmin İslâmcılar üzerinde Etkisi, Rey Yayıncılık, Kayseri 1997
3. Tuğba ÇELİK, Alev Alatlı’nın Romanlarında Modernist ve Postmodernist Ögeler, Hacettepe Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2002
4. Milan KUNDERA, Roman Sanatı, Afa yay. , İstanbul 1987
5. Zehra İBŞİROĞLU, Eleştirinin Eleştirisi, Cem yay. , İstanbul 1992
6. Berna MORAN, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3 , İletişim yay. , İstanbul 1994


_________________
Paylaştıkça
Resim


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder E-posta  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
who's online
eXTReMe Tracker
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye
phpBB SEOYoutube
Gizlilik Bildirimi