|
SEVİNÇ ÇOKUM’UN “KAYBOLMUŞ AKŞAM ALACALARI” HİKÂYESİNE YAPISAL BİR YAKLAŞIM
Özgür ERTUĞRUL
Umberto Eco : “Bir roman yorum üreten bir makinedir.” demiş. Evet, her okuma bize yeni kazanımlar getirir. Anlatısal metnin farklı bakış açılarıyla okunması da metnin yeni cevaplar vermesini sağlar. Biz de bu incelememizde Sevinç Çokum’un “Kaybolmuş Akşam Alacaları” adlı hikâyesini yapısal olarak çözümlemeyi amaç edindik. Hikâye farklı yorumlara açık ise de biz olabildiğince eserin çerçevesi içinde kalmaya çalıştık. Yani eseri kendi içinde bir dizge olarak kabul ederek, izlenimci yorumlardan elimizden geldiği ve hikâyenin bize tanıdığı imkânlar nispetinde kaçındık. Hikâyede Metin Türleri “Kaybolmuş Akşam Alacaları” hikâyesi betimsel bir metinle başlar: “Omuzlarına akşamın alacalı rengini geçirmiş olan ninem, eskisi gibi yatağın içinde usul usul tesbih çekiyordu. Odada herşey değişmeyen çizgileriyle ve belli bir renk tonunda zamanın bir yerine takılıvermişti. Ninemin sırtında yine el tezgâhında dokunmuş keten iç gömleği, onun içinde içi pamuk, çiçekli basmadan el yapımı hırkası, fakir, derviş hırkası vardı. Dar omuzları, geniş karanfilli yazmasıyla örtülüydü. Evet o bir derviş sayılabilirdi. Çünkü son yıllarda sadece düşünüyor, ibadet ediyor, çok az yiyor, çok az uyuyordu. Bütün gün yedikleri benim çocuk avuçlarımdan birini doldurmazdı. Bir serçe kursağına dönmüştü midesi ve artık serçe bakışlarıyla serçe sıçrayışlarıyla varlığını belli ediyordu ninem...” Anlatının bu bölümünde hikâyenin baş kahramanı durumundaki ninenin tanıtıldığını görüyoruz. “Taşınmaz yüklerle örselenmiş, zedelenmiş kemiklerin ince çıtırtısını duydum.” ifadesinin ardından anlatısal metne geçilir, yani zaman akmaya başlar ve hikâye hareket kazanır. Ardından ninenin torununa, köydeki sandıkta bulunan üç eteği hediye etmesi ve anlatıcı kahramanın bu hediyeleri çocuk zihninde canlandırılışı anlatılır. Anlatıcının “o günlerde” deyişinden , anlıyoruz ki anlatılan olay, anlatıcının çocukluğunda gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, nenenin bu üç eteği torununa hediye etmesi hikâyenin örülmesinde en önemli etken olmuştur. “Ben ninemin güçlü, canlı zamanlarını da hatırlıyorum.” cümlesinden itibaren özetleme başlar. Ninenin İstanbul’a geldiği günler anlatılır. “Elmas Nine’m hâlâ seferberlik günlerinin insanıydı....” cümlesinden itibaren de Elmas Nine’nin geçmişine dair göndermeler başlar. “Dedemin cepheye gittiği günü ve ondan sonraki bekleyiş yıllarını, ninem bütün çizgileriyle hatırlıyordu...” cümlesinden itibaren bir geri-sapıma (flash back) başvurulur ve bir iç hikâye kurulur. Bu iç hikâyede seferberlik yıllarının herhangi bir Anadolu köyünü görürüz. Bu köyün adının verilmemesi de onu daha geniş bir perspektife yerleştirmemizi sağlar, böylece anlatılan olayların gerçekleşme ihtimali bulunan mekân genişletilir. Kocaları askerde olan Elmas (nine) ile Sarı Nigâr’ın öyküsüne geçilir. Elmas, kocasından ayrı olmaktan memnun değilse de sabretmekte, bütün sıkıntılarına rağmen dayanmaktadır, ama henüz genç ve içi içine sığmayan bir gelin olan Sarı Nigâr, eri askere gittiğinden beri kaynanasından dayak yemesinin de etkisiyle sıkıntılardan kaçmak için çıkış yolları aramaktadır. Sarı Nigâr, Anaç Dağ’da duyduğu kaval sesinden ve bir çobandan bahsetmekte, Elmas da onu namusunu koruması için uyarmaktadır. Sarı Nigâr bir gün dayanamayarak kaçar ve bütün aramalara rağmen bulunamaz. Ardından askerler cepheden döner, fakat Elmas’ın kocası Osman dönmez. Elmas Nine, oradan oraya koşar ama nafile. Tam da bunaldığı ve Sarı Nigâr gibi kaçacağı bir zamanda Osman döner ve Elmas Nine de kendine gelir. “Saz gövdesi dirilir, yeşerir. ” “Çarşaflanıp gemilerle artık İstanbul’a gelemez olduğu yıllardan bir gün ninemi hasta dediler.”ifadesinden itibaren anlatıcı kahramanın hastalanan ninesini, ailesiyle ziyaret edişi anlatılır.nine anlatıcı kahramanımıza vereceğini söylediği etekleri sandıktan çıkarttırıp hediye eder. En başta bulunan betimsel bölümden bu epizotun sonuna kadar “anlatısal metin” vardır. Son bölümde ise anlatıcının duygularının verildiği “açıklama metni” bulunur. Bu bölümde anlatıcı kahramanımız ninesinin eteklerinin taşıdığı anlamı kavramıştır. Bu etekler ninesinin ak bir manolya saflığındaki sevgisini temsil etmektedir : “ (...)İşte üç etek... Solmuş renkleriyle eski zamanların kokusunu taşıyan, gelin olduğunda bir de dedem askerden döndüğünde giydiği bu eteğin taşıdığı sırrı şimdi anlıyordum. Onun asıl değer verdiği, sakladığı, koruduğu sevginin ak bir manolya tazeliğinde kaldığını düşündüm o an...” Hikâyenin asıl anlatı zamanına işaret eden son paragrafta ise anlatıcının ninesini hatırlayışını görürüz. Bu paragrafla dış hikâye çerçevesi çizilmiştir: “Ne zaman akşam alacaları çökse, ninem karanfilli yazması, derviş hırkasıyla odanın bir ucunda beliriyor. İçerde tozlu kurt yeniği dolaplar arasında geçmişin hikâyeleri dolanıyor. Sonra koyu bir karanlıkla örtülüyor her şey. Ninem kayboluyor.”
Hikâyenin Anlam Ekseni Hikâye “geçmiş” ile “hâl” arasında bir anlam ekseni üzerine kurulmuştur. Yani hikâyeye anlamı büyük oranda zamansal ifadeler katmaktadır. Anlatısal metinlerde bu tür zamansal çatışmalar genellikle nesil çatışmalarıyla verilse de burada durum tersine işler ve nesiller arasında bir örtüşme vasıtasıyla dün ile bugün örtüştürülür. Bu noktada üç etek özel bir anlam kazanır. Bu üç etek Elmas Nine’nin sevgisini temsil ettiği gibi onun yaşamından torununa kalan mirası da temsil eder. Hikâyenin sonunda etek zamana direnememiş ve solmuştur, fakat korunmuşluğuyla , saklanılmışlığıyla ve en önemlisi Elmas Nine’nin sevgisi ile taze kalmıştır. Hikâyede zamanın akışı ,zamansal ifadelerle birlikte, şu kelime gruplarıyla vurgulanır: “üç etek- solmuş üç etek” , “seferberlik günleri” , “akşam alacaları”..vs. Bu eksen üzerine, torunun anlatımından, bir yaşam öyküsü kurulmuştur. Zamanı anlam ekseni olarak aldığımız gibi, elbette sevgiyi de alabilirdik.
(Anlam Ekseni: Zaman) a1 a2 geçmiş ya da nine hâl ya da torun
Kurmaca ve Gönderge Unutulmamalıdır ki her hikâye kurmaca bir metindir. Bu kurmaca metinde de dil dışı gerçek göndergelere ve dil içi göndergelere başvurulur. Bu hikâyede de dil içi göndergelere başvurulmuştur. Ancak asıl önemli olan dil dışı dünyada gerçekliği bulunan mekân ve olgulara yapılan göndergelerdir. “İstanbul” , “Kâbe” , “Tekâlif- i Milliye Kanunu” , “Şam” gibi dil dışı gerçek göndergeler hikâyenin bir zamana ve mekâna daha sağlamca oturmasını sağlamakta, gerçeklik izlenimini kuvvetlendirmektedir. Hikâyenin içinde Sarı Nigâr’ın anlattığı söylenen , “Kerem ile Aslı” , “Tahir ile Zühre” gibi kurgusal dünyaya ait göndergeler ile de hikâyenin kültürel çerçevesi çizilir. Bu hikâyelerle Sarı Nigâr’ın hayatı hayallerle anladığı açıklanır. Yazar – Anlatıcı – Kahraman Örtüşmesi Yazarın kurduğu metinle örtüşüp örtüşmediği bizim için meçhul olduğu gibi bu örtüşmeden söz etmek de yapısalcı ekole bence aykırıdır. Bu anlatıda da yazar, ne anlatıcı ile ne de herhangi bir kahraman ile örtüşür. Ancak anlatıcı kahraman durumunda bulunan torun, hikâyeye yer yer katıldığı için, eserde anlatıcı ile kahraman örtüşmesinden söz etmek mümkündür. Bunları bir şekille ifade edersek, örtüşmeler şöyle ifade edilir:
Bakış Açısı: Bu hikâyede <ben> diyen kişi bir baş kahraman değildir. İkinci dereceden bir kahraman olmasına rağmen; ninesinin hayatını bilen, anlatan ve kısmen olaylara karışan bir anlatıcı olarak önemlidir. Biz bu tür anlatıcılara içöyküsel anlatıcı adını veriyoruz. Bu tür anlatıcıların bakış açısından yazılan hikâyelerde bakış açısı daralsa da anlatıcının hikâyedeki konumuna göre imkânları da taşıdığı bilinir. Nitekim bu hikâyenin anlatıcısı, bir içöyküsel anlatıcı olmasa da hikâye tanrısal bakış açısıyla yazılsa idi, hikâye tamamen farklı olurdu ve temel anlam da değişirdi.
Anlatı Kahramanları: Hikâyenin baş kahramanı olan Elmas Nine, hemen dikkati çeker. Onu hep ışıklı öğelerle bir arada anlatır, anlatıcı. Elmas ismi bile bile seçilmiş olmalıdır, zira elmas ışık altında parlarken karanlıkta ışığı yansıtamaz. Işık unsurunun hikâyenin içinde dört beş kere kullanılması hem de bunun ruh hallerini anlatır şekilde yapılması, bizi bu izlenimci yoruma sevk etti. Elmas Nine’yi ilk önce karanlık akşam alacaları arasında, hayatının son deminde görürüz. Ardından iç hikâyede anlatılan seferberlik günleri onun ve köydeki tüm kadınların ışığını söndürür:”Genç askerler buğulu bir dağın ardında kaybolup gittikleri gibi köyde kadın sesleri çoğalmış, geceleri sönük fersiz pencereleri karanlıklar örtmüş, ölü zamanlara girilmişti artık.” Bu ışık ancak askerlerin dönüşüyle tekrar parlayacaktır ve öyle de olur, fakat Elmas’ın kocası Osman’ın gelişi biraz gecikir. Bu ışık öğesi anlatıdaki bütün kahramanlar için geçerli olmakla beraber asıl karşılığını Elmas Nine’de bulur. Elmas Nine uzun seferberlik yıllarında kocasını beklemiş, cepheye manda sırtında yardım götürmüş, sabrı sırtında bir hırka gibi taşıyan Anadolu kadınıdır. Onunla beraber anlatıcı kahraman anlam kazanır, zira o , Elmas’ın torunudur ve kendisinden eteklikleriyle beraber anılarını da devralmıştır. Hakkında fazla bir şey bilmeyiz. Anlatıda değinilen bir başka kişi de Elmas’ın kocası Osman’dır. Osman Şam Cephesi’nde savaşmış, ayağında bir kurşunla köye dönmüş biri olarak çizilir. Hikâyedeki bir diğer dikkat çekici şahıs Sarı Nigâr’dır. Sarı Nigâr pek çok açıdan Elmas Nine’nin karşıtı olarak çizilmiştir. Savaş yıllarının sıkıntılarına katlanamayan, sabırsız, içi içine sığmayan, toy, meraklı, genç bir gelin olarak anlatılır. Çocuğunu köyde bırakıp kaçar gider. Anadolu’daki savaş psikolojisini onda farklı bir boyutta görürüz. Anlatıda bir kahraman görevinde değilse de önemli olan ve işlev yüklenen bir diğer unsur da Elmas Nine’nin etekleridir. Bu etekler hikâye boyunca bir leitmotif gibi kullanılmıştır. Bu eteklikler vasıtasıyla Elmas Nine’nin zamana direnen saf sevgisi anlatılmıştır. Zaman: Bu hikâyenin zamanı incelendiğinde ilk dikkati çeken, hikâyenin bir şimdiden hareketlegeçmişe dönülmesi ve geçmişten de yine <<şimdi>>ye getirilmiş olmasıdır. Bu geriye dönüşlerle sağlanmıştır. Daha hikâyenin başında anlatıcı “o günlerde” ifadesiyle anılarını anlattığını belli eder. Daha sonra da ninesinin hatırası vasıtasıyla geçmişe göndermeler yapılır, ardından seferberlik zamanlarına dair olan iç öykü anlatılır. Bu iç öykünün anlatılmasının ardından ninenin hastalığı vasıtasıyla hikâye etme zamanına tekrar yaklaşılır.Son paragrafta ise sıfır dereceden başlayan çember kapanır. Bunu bir şekilde göstermeden önce son paragrafı bir kere daha vermemiz yararlı olacaktır: “Ne zaman akşam alacaları çökse, ninem karanfilli yazması, derviş hırkasıyla odanın bir ucunda beliriyor. İçerde tozlu kurt yeniği dolaplar arasında geçmişin hikâyeleri dolanıyor. Sonra koyu bir karanlıkla örtülüyor herşey. Ninem kayboluyor.” (İç hikayedeki zaman kesik çizgiler ile gösterilmiştir.)
Mekân: Anlatıda iki ana mekân vardır.birinci mekân köydür, ikinci mekân ise İstanbul. Elmas Nine’nin çocuğu İstanbul’a yerleşmiştir, anlaşılan. Elmas Nine’ye bağlı olarak anlatılan hikâyede Elmas Nine İstanbul’a alışamaz, kendini orada bir yabancı gibi görür ve her an köyüne dönmek ister. Diğer bir mekân da köydür ve köyde de özellikle Anaç Dağ dikkati çeker. Anaç Dağ ismiyle annelik kavramını taşır ve anlatıdaki kahramanlardan Sarı Nigâr onun civarında sesler duymuş ve belki de orada gördüğü bir çobana kaçmıştır. Elmas Nine de ne zaman dara düşse, bunalsa Anaç Dağ’a doğru dönüp ağlamak ister. Yine Elmas Nine’nin askerde olan kocasının dönmediği zamanlarda Elmas Nine bu dağın kendisini avutmaya çağırdığını düşünür: “Anaç Dağ ‘Beri gel!’ diye çağırıyordu. Yumuşak dolgun etine, ana gövdesinin bir kıyısına çağırıyordu. Avutmak için ...Varıp gidiyordu o da....” Aynı dağ Osman’ın gelişini haber verir. Elmas Nineyi ölüm döşeğinde dağa anlamlı bir şekilde dağa bakarken görürüz . Kısacası dağ da bir mekân olarak leitmotif gibi kullanılmıştır. O, Elmas Nine için kendini avutan bir anne olmuştur. Elmas Nine ölüm döşeğinde iken bu dağ bütün insanları bekleyen bir toprak olarak çağrıştırılır. Bir diğer mekân da anlatıcının ninesinin yaşadığı evdir ki anlatıcı her köşesinde binbir hatıra sakladığını söylediği bu ev üzerine düşüncelerden öyküyü kurar. *************** “Karanlık Akşam Alacaları” hikayesi her unsuru büyük bir dikkatle işlenmiş, sağlam bir dizgeye ve yapıya sahip usta işi bir hikâyedir. Biz bu hikâyeyi yer yer metodumuzun dışına çıksak da yapısalcılık bağlamında anlamlandırmaya gayret ettik. Elbette hikâyenin içinde değerlendirilmek için bekleyen pek çok imkân var. Özellikle “ışık öğesi” , “zaman unsurlarının kullanılışı” , “üretici süreç” açısından hikâye mükemmel cevaplar verir fikrindeyim. Kaynaklar : 1. Doğan Günay, Metim Bilgisi, Multılıngual, İstanbul-2001 2. Prof. Dr. Ayşe Kıran- Prof. Dr. Zeynel Kıran, Yazınsal Okuma Süreçleri, Seçkin Yayınları, Ankara-2003 3. Prof. Dr. Şerif Aktaş, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş , Akçağ Yayınları, Ankara-1991
TÜRK EDEBİYATI DERGİSİNDE YAYINLANMIŞ BİR MAKALEMİZDİR.
_________________ Paylaştıkça
|