Yeni Edebi Yaşam - Özgür Edebiyatın Yeni Buluşma Yeri
Zaman: 07 Ekim 2008, 21:30

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: AHMET HAŞİM ŞİİRİNİN ANSİKLOPEDİK SÖZLÜĞÜ
MesajGönderilme zamanı: 08 Şubat 2008, 22:50 
Çevrimdışı
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Ocak 2008, 11:28
Mesajlar: 306
Konum: Kayseri - Kırşehir - Kaman
Rep Puani: 0

Arti Rep puani verEksi Rep puani ver
AHMET HAŞİM ŞİİRİNİN ANSİKLOPEDİK SÖZLÜĞÜ

HAZIRLAYAN

MUTLU YAŞKEÇELİ


KONYA 2006
İÇİNDEKİLER
Ön Söz ………………………………………………………………….. II
Kısaltmalar…………………………………………………………….. IV
Şiirler ve Kavramlar…………………………………………………… 1
Sonuç…………………………………………………………………… 61
Faydalanılan Kaynaklar………………………………………………… 62


ÖN SÖZ
Batı tesirinde gelişen Türk edebiyatının en önemli temsilcilerinden birisi de Ahmet Haşim’dir. Yazdığı şiirlerle, hem kendi devrinde, hem de daha sonraki devirlerde üzerinde en çok konuşulan şairlerden birisi olmayı başarmıştır. Ahmet Haşim, kendince çizdiği sanat anlayışını ömrünün sonuna kadar sürdürmüş bir şairdir. Fecr-i Âti’deki mensubiyetinin dışında hiçbir edebî grup, hareket ve topluluğa dâhil olmamıştır. Bir Günün Sonunda Arzu şiirine yapılan ağır eleştiriler üzerine Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar isimli makalesiyle hem eleştirilere cevap verir hem de şiir görüşlerini açıklar.
Şairin kitaplarına aldıkları ve onların dışında kalanlarla beraber bugüne kadar tespit edilen toplam 93 tane şiiri vardır. Bunların yanında birkaç mısraını yazdığı ancak tamamlayamadığı şiirleri de mevcuttur.
Biz, bu çalışmayı Prof. Dr. Nurullah Çetin’in yaptığı Yahya Kemal Şiirinin Ansiklopedik Sözlüğü adlı eserini örnek alarak hazırladık. Mümkün olduğunca Ahmet Haşim ile ilgili yazılmış ne kadar kitap ve yazı varsa onlara ulaşma gayretinde olduk. Bu yazı ve kitaplar için daha çok Atatürk Kültür Merkezi’nin yayınladığı Doğumunun Yüzüncü Yılında Ahmet Haşim adlı eserde yer alan Dr. Müjgân Cunbur’un hazırladığı “Ahmet Haşim Bibliyografyası” başlıklı yazıdan ve Yard. Doç. Dr. Ahmet Çoban’ın Çöller ve Göller Şairi Ahmet Haşim isimli eserin bibliyografyalarını kullandık.
Bu çalışmada Ahmet Haşim’in şiirleri hakkında şair, yazar ve akademisyenler tarafından yapılan değerlendirmelere yer verdik. Bir şiir hakkında kim ne söylemişse bazen aynen, bazen de mealen bu denilenleri buraya aktardık. Ahmet Haşim’in şiirleri için de Prof. Dr. İnci Enginün ve Prof. Dr. Zeynep Kerman hazırlamış oldukları Ahmet Haşim, Bütün Şiirleri Piyale/Göl Saatleri/Diğer Şiirleri adlı eseri esas aldık. Ayrıca orijinal metinlerle karşılaştırmayı gerektiren durumlarda Sabahattin Çağın’ın hazırladığı tıpkıbasımları da içeren Göl Saatleri ve Piyale adlı eserleri de kullandık.
Haşim, her ne kadar şiirde anlam aramanın boş olduğunu söylese de, bunun güzel sesli bir kuşu, eti için öldürmeğe benzetse de burada bizim yaptığımız çalışma Ahmet Haşim’in şiirlerinin anlamı ve içeriği üzerinde durmaktan ibaret olmuştur. Ayrıca şiirlerin varsa ilginç yazılış öykülerine, ne maksatla, nasıl ve kimin için yazıldıkları gibi hususiyetlere de bu çalışmada yer verdik. Böylelikle Ahmet Haşim’in bütün şiirleriyle ilgili yazılanları bir arada toplamaya çalıştık. Eserin sonunda “Faydalanılan Kaynaklar” ı yazar soyadına göre sunduk. Seminerimizde geçen şiir metinlerini tırnak içinde ve italik olarak belirttik. Şiir isimlerini koyu ve büyük harflerle, şiirlerde sıkça geçen kavram ve kelimeleri ise koyu ve küçük harflerle belirttik.
Çalışmamızda yardımcı olan herkese, özellikle de hocamız Doç. Dr. Âlim GÜR Beyefendiye ve arkadaşım Levent YÜKSEL’e teşekkür etmeyi kendime borç bilirim.

Mutlu YAŞKEÇELİ
Konya 2006

















KISALTMALAR
BG: Ahmet Haşim, Bütün Eserleri II, Bize Göre/İkdam’daki Diğer Yazıları
(Hazırlayanlar: İnci Enginün-Zeynep Kerman)

bs.: Basım, Baskı, Basılış

BŞ: Ahmet Haşim, Bütün Şiirleri, Piyale/Göl Saatleri/Diğer Şiirleri
(Hazırlayanlar: İnci Enginün-Zeynep Kerman)

C.: Cilt

FS: Ahmet Haşim, Bütün Eserleri IV, Frankfurt Seyahatnamesi-Mektuplar- Mülakâtlar
(Hazırlayanlar: İnci Enginün-Zeynep Kerman)

GL: Ahmet Haşim, Bütün Eserleri III, Gurabahâne-i Laklakan/Diğer Yazıları
(Hazırlayanlar: İnci Enginün-Zeynep Kerman)

MY: Mutlu YAŞKEÇELİ

s. : Sayfa, Sayfalar

S.: Sayı

Yay. : Yayınları, Yayıncılık, Yayını

YKY: Yapı Kredi Yayınları





ŞİİRLER VE KAVRAMLAR
- A -
AĞAÇ:(BŞ, 221) “Haşim daima aynı konuların esiridir. Ayın veya güneşin doğuşu ve bu olaylar arasında görülen renkler ve bu renklerin suya ve eşyaya sirayeti…” Haşim’i ilgilendiren konular arsında en önemlilerinden biri de karanlıktır. “Ağaç” manzumesi de böyle bir peyzajdır. Esasen onu, bu renkler, bütün diğerlerinden fazla ilgilendirir ve diğer bazı şiirlerinde de bu renk ve görüşü aynen bulmak mümkündür ve bunlarda his aramak beyhudedir(Ongun, 1947: 69).
âhû: “İçer gümüş kıyılardan remide âhûlar”(Öğle, BŞ, 130) Haşim’in Göl Saatleri şiirlerinden bir parça olan bu şiirde ceylanların sesi gölün sakin ve huzurlu ortamını bozar. Diğer ceylanlar da bu sesi garip karşılar. Adeta ceylanlar sükûn atmosferini bozmuşlardır. Haşim, bir nevi ceylanlara kızar. Çünkü onlar gölün havasını bozmuşlardır. Ancak âhûlar bir şeylerden ürkmüşlerdir(MY).
aks-i mülevven: “Bir aks-i mülevvendir onuçün”(Mukaddime, BŞ, 129) Haşim, tabiattaki her şeyi kendi hayâl dünyasında yeniden şekillendirirken renkleri kullanır. Burada her şeyi renklerin bir yansıması olarak görüyor. Bundan dolayıdır ki şiirlerinde renk içeren kelimeleri çok sık kullanır(MY).
AKS-İ SADÂ(BŞ, 175–177): Bu şiirin ikinci kısmında geçen; “Sularda encümü her akşam eyleyip târâc / Ölen güneşlere onlarla eyledim bir tâc” beytinde “Aks-i Sada”daki şems-i muhtazır “ ölen güneş” olarak geçer ve bu ölen güneş Haşim’in annesinin ölümü ile de ilgilidir (Kaplan, 1997: 295).
Bu şiirde kâinatın ortasında yalnız kalan insanın trajedisi hissolunur. Burada kozmik âlemin doğurduğu imajlarla şairin duyguları birleşirler(Kaplan, 1997: 299)
Haşim, burada kendisini bir sesin takip ettiğine inanır ve her yerde onu yakalamak için koşar. Haşim, şiirde bu sesin günün saatlerine ve manzaraya göre değiştiğini anlatır. Buradaki gaib ses trajik bir mana taşır. “Görünen”, “görünmeyen”e daha derin ve zengin bir mahiyet verir. Yahya Kemal’in “Deniz” şiirindeki ses, Grek mitolojisinin sirenlerini hatırlatırken Haşim’in şiirindeki ses “écho” efsanesine benzer(Kaplan, 1999-II: 63).
Şiir, yaşamanın gözdesi haline gelen ‘anlam’ın peşinde koşmayı, daima en iyi ve en mükemmel olana –tamamlanmış ‘anlam’a – kavuşmayı, kısaca insanın doyumsuzluğunu anlatmaktadır. Şair, burada sürekli bir sesin peşinde koşar. Bu ses her şeye egemen, evrenin sessizliğine ilâh olduğunu düşünen sanatçının gururuna rakip olan bir sestir. Şair, “karanlık ve yalnızlık içinde her emelden uzak gaipten gelen, bu yoldaş sesi tutmak ister”, ama tutamaz. Bunu beceremeyince acz ve açmaza düşen şairin yüreğini alevli bir keder dağlar. Beyni “muttasıl kanar”. Hayâl kırıklığı ve acz hâli şiirin çeşitli yerlerinde kendini gösterir. Şiire bakıldığında Haşim’in peşinde koştuğu ses, şairin kendi peşinden koşmaktadır. Şair, gururla ava çıkmışsa da kendi sesiyle avlanmıştır. Yani, şair aradığı sesi bulmuş, onda varlığı yok olmuştur. Şair, sonsuzluğa namzet sanatının içinde erimiş, kendi şiiri varlığının önüne geçerek sanat boyutunda bir nevi ölümsüzlüğe erişmiş, içindeki ‘anlam’ muradına ermiştir. Şiirde gerçekleşen istek, şiirin dışında ne fizik ne de metafizik düzeyde tamamlanamamıştır. Buna imkân da yoktur. Nedeni , “metnin dışında hiçbir şey bulunmaması”dır. Derrida’nın ‘anlam ’a ilişkin kuramına göre bu şiirde de büyük bir istekle ele geçirilmek istenen şey asla ele geçirilemez, kavranılamaz, tamamlanamaz. Bu sonuç –isteyip kavuşamama(MY)- insan olmanın bir sonucudur. Aksi hâlde insan tıpkı burada olduğu gibi Haşim’in neredeyse tahtına kurulduğu şey, yani “ilâh” olması gerekirdi. Haşim’in burada peşinde koştuğu “ilâhlaşmak”ın göstergeleri şairin “Batan Ayın Kenarına Satırlar”ında da vardır. Sanatçı, ömrünün bununla tamamlanmasını, tutkusunun tamamına ermesini, yani sonsuzlaşmasını istemektedir. Bu olmayınca canına kastedercesine kahreder. “Ölmek” şiirinin birinci kısmındaki “kahr” ve “hüsran” bu anlamda bir hüsran olarak düşünülebilir. Şair, böylece ilâhlaşıp mutlak var olamayınca, tutkusal bir refleksle mutlak yok olmak ister. Hatta denilebilir ki şairin “arkasından kanlı bir gömlek gibi sürüklemek istediği güneş”, işte bu tutkunun ölüsü ve yes’s’in sembolüdür. “Aks-i Sâda” ve “Ölmek” kadar şaheser olan “Batan Ayın Kenarına Satırlar” şirindeki “vurulmuş ilâhı andıran kamerin suda yaralarını yıkaması” gibi Haşim’i teskin edebilecek tek şeydir. Şair, bu şiirde de en mükemmel olanın peşinde koşmaktadır. Aradığı “yoldaş ses”, şiirin vaat ettiği ve ancak “büyük”lere bağışladığı böyle bir akisten ibarettir. Aks-i Sada’da şairle birlikte koşan ve şairin gururuna rakip olan bu ses sanatta ölümsüzlüğe namzet gerçek şiirin ta kendisidir. “Ölmek” şiirinde de şair aradığına ulaşmayınca yok olmak isteyerek sanatsal açıdan bir nevi ölümsüzleşecektir. O halde, bir türlü ele geçirilemeyen, yakalanması imkânsı olan “şey”in ardından koşmak demek, onun bir türlü tam yakalanamayacağı; kısaca, kesin ‘anlamın tamamlanamamışlığı’ gerçeğini kabul etmek demektir. Yahya Kemal’in de “Yarab, bana bir ses yaratan kudreti ver” diye dua edişi, bu ideal “ses” uğruna ömrünü feda edişi boşuna değildir. Yahya Kemal ve Haşim’in peşinden koştuğu ses, sanatta veya sanat toluyla ebedileşmektir. Bundan maksat tek olmak veya kendi sesinin yankısına erişmektir. Aksi takdirde, anlam var olmamış demektir. “Aks”ın tamamlanması, yankının duyulması için “ses”in bir yere çarpıp geri dönmesi gerekir. Ancak, varlıklar bu sese istenilen cevabı verememektedir. Çünkü varlıkların içinde böyle bir muhatap yoktur, olsa da şaire istediği yankıyı verememekte, dolayısıyla anlam geri tepmektedir. Ve şiir ele geçiremeyiş, tutulamayış, tamamlanamayış anlamı içermektedir. Ele geçirilemeyen bu şey sanatın ruhu teskin ve teselli etmesidir. Sonuç, şiir uzayında –fani de olsa- bunun sanal bir görüntüsünü elde etmekten ibarettir. Bu sese yaratılmışların, varlıkların cevap verememesinin sebebi, bu sesin varlıkların ses koduyla uymamasıdır. Kahrın, ümitsizliğin, yokluk isteğinin psikolojik ve kozmik nedeni şifrenin çözümsüzlüğünden ileri gelmektedir (Akay, 2003: 6–11).
Bu şiir akla Yunan mitologyasındaki ünlü öyküyü akla getirir. “Yankı”(Echo) Narsissos’a vurulur. Yansımasından başka bir şeyi görmeyen Narsissos’tan yüz bulamayınca gidip bir dağda kovukta korunarak sese dönüşür. Aslında yankı bir türlü ulaşılmayan iç öteki’dir. Bu şiirde de konuşan öge “samt-mııhitata bir ilah” olur. Özne bir özseverlik anıtına dönüşürken aslında kendi kendinden çok uzakta olduğunu, Narsissos’un yanından kopup giden sese kavuşamayacağını anlar. O ses “gurura rakib” tir. Şiir, bir iç bölünmenin acıklı öyküsüdür. Şiirin söyleyen özne okurun da bunu bilmesini dolayısıyla yalnızlığını paylaşmasını ister(Demiralp, 2006: 68).
Şair, burada fani bir yolcuyla konuşmaktadır. Aslında konuştuğu yolcu şairin aks-i sedasıdır. Şiar bir akşam vakti güneş batarken yine hüzün ve keder dolu yüksek sesle konuşmakta veya bağırmaktadır. Şaire cevap veren olmayınca şair kendi sesinin yankısıyla konuşmaktadır. Bu da şairin ne kadar yalnız ve kimsesiz olduğunu bir kez daha göstermektedir(MY).
AKŞAM(BŞ, 132): Bir kıtalık bu parçada Haşim azamî derecede kesiftir. Bu şiir, sembolizmi okşayan en kuvvetli şiirlerinden birisidir. Haşim, burada maddiyi maddî ile maneviyi yine maddî ile vasıflandırır. İç bünye olarak şiirde en belirgin hâl budur(Dizdaroğlu, 1953: 8).
“Mavi sahil, gümüş kıyı… Haşim’in sevdiği renklerden biri de mavidir. Kızıl, saf, inci tasvir unsurudur(Has-Er, 1980: 59).
akşam: “Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta”(Merdiven, BŞ, 91) Akşam, Haşim’in şiirlerinde kullandığı birkaç ana unsurdan biri olmasına rağmen akşamı, hayat iştihasıyla dolu bir zaman parçası olarak bir defa bile anmamıştır. Çünkü akşam, ona her zaman nefret ettiği bir sona erişi, ölümü hatırlatır. Haşim baştan aşağıya hayatla doludur. Ne bitiş, ne yok oluş onun sevdiği şeylerden olamazdı(Dizdaroğlu, 1953: s.8). Haşim, burada bir muhataba seslenerek akşamın olduğunu ona anlatır. Akşamın olması burada güneşin batıp günün solması gibi düşünülebileceği gibi ömrün bitip ölümün yaklaşması olarak da düşünülebilir. Bu şiirin haricinde akşam kelimesi de Haşim’in şiirlerinde sıkça kullandığı kelimelerden biridir. Akşam, Haşim’in şiirlerinde genelde eşyanın gerçek şeklinin kaybolduğu, hayâllere daldığı, tabiata farklı bir bakışla baktığı zamanların başlangıcıdır. Haşim, ayrıca “Akşam”(BŞ, 132) ve “Akşamlarım”(BŞ, 216–217) adlı şiirlerinde de akşama dair düşüncelerini dile getirir.(MY).
AKŞAMLARIM(BŞ, 216–217): Şair, görünmeyen bir sevgiliye hitap etmektedir. Sema ve deniz, hava ve akarsular, hep “O” nun hatıralarıyla doludur. Ancak son kısımlarda “ben” den dışarıya taşar. Anlaşılan, şair, bu konuda son sözünü söylememiştir(Dizdaroğlu, 1953: 8)
Şair burada bütün ümitleri kırılmış, ölümü bekleyen bir insanın durumunu gurub renkleriyle birlikte anlatmaya çalışır(Has-Er, 1980: 58)
Bu şiir onun henüz fazla karamsar olmadığı gençlik yıllarına tesadüf eder. Buna rağmen şiirin isminden de anlaşılacağı gibi şiir bir akşam şiiridir. Öyle bir akşam ki güneşin hatırası bile okuyucuyu ziyaret etmez. Bu karanlıkta ay aydınlığı da yoktur. Şiirin mısralarına bakıldığında insana sonsuz ve daüssılalı bir akşam duygusu vehmettirdiği görülür. Haşim’in akşamı bizdekinden çok farklıdır. Onun akşamları ve geceleri için en uygun kelime birçok şiirinde geçen “leyl” ve bunun çoğulu olan “leyâl” kelimesidir(Türküm, 1991: 48).
Bu şiirde sosyal hayattan kaçarak tabiata sığınmanın yanında ferdî romantizmin ipuçları da görünür. Şiirdeki akşam zifiri karanlık değildir. Ve ay da yoktur. Bu da şairin henüz tam olarak karamsarlığa bürünmediğini gösterir(Çoban, 2004: 152)
Bu şiirde Haşim arayış ve bekleyiş içindedir. Eski demleri arar. Burada aradığı kişi sevgilisi olarak görünen annesidir. Her taraf annesinin hatırasıyla doludur. Gökteki Zühre yıldızı ona annesini ve belki de memleketini ve orada annesiyle gezdiği zamanları hatırlatmaktadır. Şairin yüreğindeki anne hasreti burada henüz soğumamıştır(MY).
ALLAHÜ EKBER(BŞ, 188): Bu şiirin ismine bakıldığında belki dini bir şiir diye düşünülebilir. Ancak öyle değildir. Haşim’deki dinî düşünce ile ilgili Yakup Kadri şöyle der: “ …Zira Haşim için bundan ötesi yoktu. (…) Onun mistisizm ile hiçbir münasebeti olmadığını söylemiştim. Haşim, aynı derecede bütün dinî duygulara karşı da yabancı idi. Öründe bir defa " Allah var mı, yok mu"? suali bir şek hâlinde dahi aklından geçmemiştir. Onu, yalnız insizlikle tavsif etmek mümkün değildir. Çünkü dinsizlik, kendi içimizde dindarlıkla yaptığımız uzun veya kısa bir mücadelenin sonunda erişilen bir merhaledir(Karaosmanoğlu, 2000: 38)
Bu şiir Ahmet Haşim’in Piyale ve Göl Saatlerine almadığı şiirlerden birisidir. Manzumenin başında “-Sabah ezanında-“ açıklaması vardır. Müslüman’ın gözünü “âlemin güzellikleri”ne hazırlaması gereken sabah ezanı genç Haşim’in gözünü bu güzelliklerden uzaklaştırmakta; o da şükür secdesinden güçlenmiş olarak karşılatabileceği “yeni gün”e ve “dünya”ya yönelmek yerine “terk eylerim bu dünyayı” demektedir. Böyle yaşanmış ve böyle yazılmıştır. Durum böyledir(Demirci, 2001: 141)!
altın(sarısı): “Bir lamba hüzniyle /Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi”(Yollar, BŞ, 151) Siyah ve kırmızıdan sonra en çok kullanılan renk ismidir. Sadece bu şiirde zer, zerrin, zeheb ve zehebin sıfatı olacak şekilde yedi defa kullanılır(Bingöl, 1973: 67).
anne: “Annemle karanlık geceler bazı çıkardık”(Sensiz, BŞ, 111) Bu ve “Şi’r-i Kamer”deki diğer şairlerde Haşim hep annesine dair hatıraları anlatır. Annesinin ölümünden sonra onun şiirlerinde geçen diğer kadınlar Haşim için hemşeri yahut yâr olmuşlardır(MY).
- B -
BAHAR(BŞ, 219): Bu şiirde ise şair “Kış” şiirinin aksine daha iyi ve mesut bir ruh hali içerisindedir. Bunda bahar mevsiminin insan ruhunda uyandırdığı heyecanı de göz ardı etmemek gerekir(MY).
BAŞIM(BŞ, 96): “ ‘Başım’ şiiri belki pek Haşimâne değil fakat çok doğrudur. Ben ona “Bunu salt Yakup Kadri’ye değil bütün dostlarına ithaf etmeliydin. Çünkü seni hepsi böyle tanır!” diyordum. Ve o da bana ‘doğru’ diyordu”(Hisar, 1935-I: 213).
Yüzündeki çıban izi kendisini çirkin hissedip beğenmemesine sebep olur. Bundan dolayı kadınlara yaklaşamaz hatta onlardan nefret eder. Yalnızlık, ye’is, ümitsizlik, karanlıktan hoşlanma hep bu ruh hallerinin ürünüdür. Bu şiirde bu acı ruh hali görülür(Ongun, 1947: 44).
Hikmet Dizdaroğlu, bir yazısında Haşim’in benliğinde “şair” ve “insan” olmak üzere birbirine zıt iki varlılığın bulunduğunu söyler. Şair Haşim, maddenin ötesinde dolaşıp kendi çabasıyla bir dünya kurma tutkusu içinde çalışır. Bu yanıyla bize uzak bir iklimin malıdır. İnsan Haşim ise bizim gibi hayata sarılır. Zevk ve tutkularına bağlıdır. Ölüm düşüncesine karşı çıkmaz. Bir Epiküryendir. “Hayat bir fettan kız gibi karşımda göbek atıyor.”der. Paris’te iken “-Hayatımın bugün en acıdığım seneleri, şiir uğrunda israf ettiğim senelerdir.”demiştir. Bu söz onun hayata doymadığını gösterir. İşte bu, Başım şiiri ondaki bu iki kişiliği dışa vuran bir belge gibidir(Dizdaroğlu, 1958: 500–502).
Bu şiir 1927 yılına aittir. Haşim o zaman kırk yaşındadır. Bu devrede gençlik yıllarına ait şekille ilgili düşüncelerin geride kalması, onun yerine ruhî fikirlerin cereyanı beklenirken Haşim’de hâlâ fiziki özelliklerinin sıkıntıları gözlemlenmektedir. Bu da onun bu fiziki takıntılardan kurtulamadığını gösterir. Kalbi ve duygular nispetinde derin bir sevgiye sahip olan Haşim, bu fiziki çirkinlik korkusu yüzünden hep kendini sevenlerden kaçar. (Ziya, 1974: 62).
Şiir ilk yayınlandığında “Yakup Kadri’ye” ithafıyla yayınlanmıştır. Piyale’nin ilk baskısında ise bu ithaf yoktur(BŞ, 1999: 96).
Haşim, bir gün şöyle der: “Mon cher, dün gece, bu suratımın hâli uykumu kaçırdı. Onu, şöyle hayâlimde bir tashih edeyim, dedim. Meselâ alnımı daha muntazam bir şekle soktum. Kafamı lepiska saçlarla örttüm. Yanağımdaki Halep çıbanını hazfettim. Ağzımı ufalttım, çenemi incelttim. Gene bir şeye benzemedi. Anladım ki, bu kafayı kökünden kesip atmaktan başka çare yok”. Devamında Yakup Kadri şöyle devam eder: “Hâlbuki Haşim’in son derece canlı, cazibeli ve alâka verici bir kafası vardı. Tıpkı, etrafında çıplak Nenfe’lerin raksettiği Satir’in andırıyordu ve onu tanıyan her kadın, ondaki keskin Satir ruhunu derhal seziyordu. Bunlardan birçoklarının, Haşim’e, “ O Belde” de tahayyül ettiği “ince, saf ve leylî” yârlardan olmaya can attıklarını biliyorum( Karaosmanoğlu, 2000: 19).
BATAN AYIN KENARINA SATIRLAR(BŞ, 146–147): Haşim’in evindeki bir toplantıda Salih Zeki Aktay, Yunan mitolojisindeki “Titanların ilahlarla cengi” efsanesini manzum olarak yazmak istediğini söyler. Haşim de cengin verdiği empresyonun bir tablo halinde yazılmasını daha güzel olacağını söyler. Birkaç gün sonra Salih Zeki’nin söylediği efsaneden mülhem bu şiiri yazar. Salih Zeki, bu şiirdeki bazı kelimelerin efsanedeki bazı kelimeleri çağrıştırdığını söyler(Hulûsi, 1947: 108).
Haşim bu şiiri Genç Yolcular’a, altına “Göl Kuşlarından” ve “kafiyesiz” kaydıyla notunu düşerek gönderir(BŞ, 1999: 46).
BAYRAK(BŞ, 214): Bu şiirde geçen pembe hilâl, mai kemer ve hilâl-i bîvâye tabirleriyle altı asırlık imparatorluk bayrağına ait duygularını dile getirir. Şiirin 1908’de yazıldığı düşünülürse şairin aynı senedeki meşruti hareketten ilham aldığı tahmin edilebilir(Ziya, 1975: 65).
Haşim’in ıstırabı onu burada isyana sevk ediyor. Yeryüzünün sefaletinden şikâyet ediyor(Has-Er, 1980: 58).
Bu şiir de Peri-i Hürriyet gibi sosyal ve siyasi içerikli bir şiirdir. Bu da Piyale ve Göl Saatleri’nde yer almamıştır(Çağın, 2004: XI).
Haşim’in en sosyal şiiridir. Güneş insanların gamını dindirmeli, ekinleri feyziyle yeşillendirmeli, umutsuzluğu dağıtmalı, ağlayanları güldürüp güçlendirmelidir. Bu şiir sosyallik açısından kuvvetli, lirizm açısından(Bayrak ve Peri-yi Hürriyet’e göre) üstün bir şiiridir. Başlığı önceden “Güneşe Dua” olan şiiri, şair daha sonra antropomorfist bir tavırla ikinci kelimeyi çizmiş, materyalist bir tutum sergilemiştir. Onun, inanç boşluğunun yerini, sembolizmin getirdiği sanat mistisizmiyle doldurmaya çalıştığı söylenebilir. Tabiata yönelmesinde de bu etkenlerin katkısı vardır(Çoban, 2004: 157).
Şiirde Osmanlı’nın kuruluşuna atıfta bulunulur. Altı yüz yıllık gölge dağılmıştır artık. Bayrak artık ümitle dalgalanmalıdır. Bayrağın dalgalanacağı zaman artık gelmiştir. Haşim, burada devrin şartlarından da etkilenerek belirsiz bir şekilde de olsa yönetimden şikâyetçi olarak bir nevi politika yapar(MY).
BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU(BŞ, 92): Haşim’in üzerinde en çok durulan ve de en çok tenkit edilen şiirlerinden birisidir. Yine bu şiirle ilgili bir gün Abdülhak Şinasi Hisar’ın evinde Haşim’in de içinde bulunduğu bir toplulukta Haşim’i tanımayan ve orada olduğunu bilmeyen Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Baki Efendi “Efendim! Geçenlerde bir de züppenin biri çıkmış şiir diye: Göllerde bu dem bir kamış olsam! herzesini yazmış.” sözü Haşim’i derinden etkiler. Hisar, kendilerinin bu şiiri çok beğendiğini Haşim’i göstererek o şiirin şairinin olduğunu söylese de olan olmuştur. (Hisar, 1935-II: 322–324).
“Bu manzum ve sembolik peyzaj, yaşamak için iştiyakla kıvranan şairin, insan olarak mahrum olduğu nimetleri, gurubun her çeşit renklerini ve beşeri âlemden hicret eden kuşların tükenmez hayatiyetini seyretmekten yorulmayan bir kamış bünyesinde tatmak ve ebedîleştirmek istediğini anlatıyor.”(Ongun, 1947: 63).
Bu şiirde şair, hep karanlıklar içinde yüzmek isteyen ve günün doğmasından korkan yorgun ve muzdarip ruhunu akşamın sessizliği içinde müteessir ve yorgun bir eda taşıyan göl kamışlarından farksız olduğunu ifade etmekte ve bu suretle (Şair =Kamış) analojik sembolünü kullanmaktadır. Aynı sembol teması P. Verlaine’in “Moı-Méme” şiirinde farklı bir biçimde kullanılmıştır. Yani Haşim, Fransız şairinden istiareler yapmıştır. Ancak kelimeler mısralara dizilirken gelişigüzel değil de türlü sesteki heceler ve kelimeler itina ile yan yana getirilerek ve tekrarlar yapılarak gamlı bir müzik, bir ahenk elde edilmiştir. Bu bakımdan ad şirin sembolist bir karakter taşıdığı barizdir(Öngel, 1952: 16–17).
Bu şiir, özellikle Haşim’in kendini kamış ve gül ile özdeşleştirmesi bakımından önemlidir. Haşim, kendini kamış gibi üzüntülü görür. Çünkü vatanından ayrıdır. Gül gibi de geceyi sever. Kısaca bu şiir bir günün Haşim üzerinde bıraktığı etkilerle dolu olan bir şiirdir. Ayrıca vezin itibari ile de Haşim’in hep söylediği iç müzik sağlanır. Yani duyulmak için yazılmış, sözden ziyade müziğe yakın bir şiirdir(Özdemir; 1967: 27).
Ahmet Haşim, bu şiir mecmuada yayınlandığında şiirle ilgili şöyle der: “En güzel şiirim, ama korkarım ki yegâne güzel(o zaman için) şiirim. Hakikat budur. Ötekiler hep çocukluk, hep iptidaî şeyler! Şiir ne kadar “impondérable”a yaklaşırsa, o kadar güzel ve o kadar şiir oluyor! Ben de bu itibarla bir tek bu şiiri yazmış oldum!”( Hisar, 1969: 119).
“Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinde, suyun sarı bir renk almasını, ızdırabla birleştiriyor. Bu da o anda çok bedbin olmadığını gösterir. Şair, kendisi mesut olmamakla beraber, tabiata özeniyor. Tabiata sığınmak, saadeti tabiatta bulmak istiyor(Has-Er, 1980: 61).
Haşim, her ne kadar Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar makalesinde şiirde önemli olanın anlam değil musiki dese de bu şiirinde çok farklı anlamlar vardır. Şair şiirini ahenk bakımından güzel hale getirmek için bazı değişiklikler yapmış, şiiri ilk yayınladığı gibi bırakmamıştır. Ancak her ne kadar yukarıda adı geçen makalede anlamın önemli olmadığını savunsa da bu şiir musikinin yanı sıra anlam bakımından da mühimdir. Haşim, bu şiirinde “Yollar” ve “O Belde” şiirlerinde olduğu gibi yaşadığı dünyanın dışında başka bir âlemi istemektedir. Yine diğer şiirlerinde de sıkça kullandığı akşam teması burada vardır. Şirin ismi her ne kadar “Bir Günün Sonunda Arzu” olsa da şiirdeki yek arzu içeren mısra şiirin son mısraıdır. Şiirde kullanılan “gül, kamış, gün” gibi kelimeler Haşim’in Divan şiirine ait unsurlara hâkim olduğunu gösterir. Yani, bu şiir ilk yazıldığında anlamsız diye çok eleştirilse anlamsız bir şiir değildir(Apaydın; 1997: 197–207).
BİRLİKTE:(BŞ, 165) “Gelmeden Evvel”, “Geldin” şiirlerinden sonra yazılan serinin üçüncü ve son şiiridir. Şiir “Mehmed Sadi Bey’e” ithafıyla yazılmıştır(BŞ, 1999: 165).
“Geldin” de gelen sevgili şairi çok mutlu etmiştir. Artık geceye ve gökyüzüne ait ne varsa hepsi şair ve gelen sevdiğinindir. Bu geliş şairi o kadar mutlu etmesine rağmen yine de şair busesini sevdiğine vermesine rağmen hüznünün rengi olan dudağının kırmızılığından vazgeçmemektedir(MY).


_________________
Paylaştıkça
Resim


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder E-posta  
 
 Mesaj Başlığı: Re: AHMET HAŞİM ŞİİRİNİN ANSİKLOPEDİK SÖZLÜĞÜ
MesajGönderilme zamanı: 08 Şubat 2008, 22:51 
Çevrimdışı
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Ocak 2008, 11:28
Mesajlar: 306
Konum: Kayseri - Kırşehir - Kaman
Rep Puani: 0

Arti Rep puani verEksi Rep puani ver
Yazarın izni alinarak devamı yayınlanacaktır.

_________________
Paylaştıkça
Resim


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder E-posta  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
who's online
eXTReMe Tracker
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye
phpBB SEOYoutube
Gizlilik Bildirimi